(1831–1886)
1831 yılında Şirvan’da dünyaya gelen Abdurrahman-ı Tâğî, aldığı medrese eğitiminin ardından Norşin’e gelmiş ve hayatının yaklaşık yirmi yılını burada geçirmiştir. 1886 yılında Norşin’de vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Güroymak Kaymakamlığı’nın biyografisinde de doğum yeri Şirvan, vefat yeri ise Norşin olarak gösterilmektedir.
Onun Norşin’e gelişi, ilçenin tarihî kimliği açısından bir dönüm noktasıdır. Yaklaşık 1875 yılında burada medrese ve dergâh yapılanmasının oluşmasıyla Norşin, kısa sürede bölgenin önemli ilim ve irfan merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Tâğî’nin en önemli özelliklerinden biri, yalnızca kendi döneminde talebe yetiştirmesi değil, yetiştirdiği isimler aracılığıyla Norşin’in etkisini farklı bölgelere taşımasıdır. Akademik araştırmalarda onun 19 halife yetiştirdiği ve Norşin’den Ohin, Çökreş, Zokayd, Hezân, Taşkesenli ve Kırtıloğlu gibi farklı kollara uzanan bir geleneğin oluştuğu belirtilmektedir.
Bu nedenle Abdurrahman-ı Tâğî’yi yalnızca bir din âlimi olarak değerlendirmek eksik kalır.
O, Norşin’in ilmî ve manevi tarihinde bir dönemin başlangıç noktasıdır.
Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî: Norşin’i Bir İlim ve İrfan Merkezine Dönüştüren Âlim
Güroymak’ın bugün sahip olduğu manevi ve ilmî mirasın temelinde, Norşin’de kurulan medrese ve dergâh geleneğinin önemli bir yeri bulunuyor. Bu geleneğin en önemli isimlerinden biri ise Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî’dir.
Bugün Güroymak adıyla bildiğimiz ilçenin eski adı Norşin’dir. Norşin, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Doğu Anadolu’nun önemli ilim ve irfan merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Bu dönüşümde en büyük pay sahiplerinden biri Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî olmuştur.
Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî, 1831 yılında Şirvan’da dünyaya geldi. İlk eğitimini ailesinden aldıktan sonra dönemin önemli âlimlerinden ders gördü; Arapça, fıkıh, tefsir ve hadis gibi İslami ilimleri tahsil etti. Eğitimini tamamladıktan sonra müderrislik yaparak talebe yetiştirmeye başladı.
Ancak onun hayatındaki asıl dönüm noktalarından biri Norşin’e gelişi oldu.
Norşin’de yeni bir dönem
Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî, Norşin’de bir medrese ve dergâh oluşturdu. Böylece Norşin yalnızca yerel ölçekte bir yerleşim yeri olmaktan çıkarak çevre bölgelerden öğrencilerin ve ilim arayan insanların geldiği önemli bir merkez hâline geldi.
Kaynaklarda Norşin Medresesi’nin yaklaşık 1875 yılında Abdurrahman-ı Tâğî tarafından kurulduğu belirtilmektedir. Medrese ile birlikte faaliyet gösteren dergâh da zaman içerisinde bölgenin sosyal ve dini hayatında etkili bir kurum hâline geldi.
Burada yalnızca dinî bilgiler aktarılmıyor; aynı zamanda öğrenciler uzun yıllar süren bir eğitimden geçiriliyordu. Arap dili, fıkıh, tefsir, hadis, akaid ve diğer İslami ilimler medrese geleneğinin temel dersleri arasında yer aldı.
Binlerce insanı etkileyen bir gelenek
Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî’nin Norşin’deki faaliyetleri kısa sürede geniş bir çevreye yayıldı.
Akademik çalışmalarda, kendisinin 19 halife yetiştirdiği ve binlerce müridinin bulunduğu aktarılmaktadır. Onun oluşturduğu gelenek daha sonra Norşin dışına da yayılarak Ohin, Çokreş, Zokayd, Hezân, Taşkesenli ve Kırtıloğlu gibi farklı kollara ayrılmıştır.
Bu nedenle Abdurrahman-ı Tâğî yalnızca bir din âlimi olarak değil, Norşin merkezli geniş bir ilmî ve tasavvufî geleneğin kurucu şahsiyetlerinden biri olarak değerlendirilir.
Ardında bıraktığı miras
1886 yılında Norşin’de vefat eden Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî’nin ardından bu gelenek oğlu Şeyh Muhammed Ziyâüddîn, yani halk arasında bilinen adıyla “Hazret” tarafından sürdürüldü. Böylece Norşin’de başlayan ilim ve irfan geleneği sonraki nesillere aktarıldı.
Bugün Güroymak’ın tarihine bakıldığında Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî’nin ismi ayrı bir yerde durmaktadır.
Çünkü o Güroymak’ta doğmamış olsa da, Norşin’i hayatının en önemli hizmet merkezlerinden biri hâline getirmiş ve ilçenin yüzyıllar boyunca taşıyacağı ilmî-manevi kimliğin oluşmasına büyük katkı sağlamıştır.
Güroymak’ın tarihini yalnızca taşları, türbeleri ve eski yapılarıyla değil; burada yetişen, burada eğitim veren ve buradan başka coğrafyalara yayılan insanlarla birlikte okumak gerekir.
Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî, işte bu tarihin başlangıç noktalarından biridir.













