Göz göre göre gençler zehirleniyor.
Ve biz susuyoruz.
Geleceğimiz olan gençlerimiz zehirleniyor buna sessiz kalınıyor. Sessiz kalmayın!
Bir ilçenin sokaklarında gençlerimizin geleceği, birilerinin çıkarları uğruna karanlığa sürüklenirken neden kimse yüksek sesle “Yeter!” demiyor?
Neden kimse çıkıp bu meselenin üzerine gitmiyor?
Neden yetkililer sessiz?
Neden ilçenin büyükleri sessiz?
Neden siyasi partiler sessiz?
Neden sivil toplum kuruluşları sessiz?
Ve daha da önemlisi…
Her meselede kendisini, duruşunu ve düşüncesini ortaya koyan insanlar neden bu meselede susuyor?
Oysa konu makam değil.
Konu siyaset değil.
Konu kişisel hesaplar hiç değil.
Konu gençler.
Konu çocuklarımız.
Konu yarınlarımız.
Bir gencin hayatının kararması için bazen tek bir yanlış adım yeter.
Ama o genci yeniden hayata döndürmek için yıllar yetmeyebilir.
Biz ise çoğu zaman kötülük kapımıza gelene kadar bekliyoruz.
Sonra bir gün kendi çocuğumuzun, kendi kardeşimizin, kendi yakınımızın başına geldiğinde “Neden kimse bir şey yapmadı?” diye soruyoruz.
Peki bugün başkasının çocuğu için neden bir şey yapmıyoruz?
Neden ses çıkarmıyoruz?
Neden konuşmuyoruz?
Neden mücadele etmiyoruz?
Bir ilçenin büyüklüğü sadece nüfusuyla, binalarıyla, yollarıyla, makamlarıyla ölçülmez.
Bir ilçenin gerçek büyüklüğü, çocuklarına ne kadar sahip çıktığıyla ölçülür.
Bugün gençlerimizin karşı karşıya olduğu bu tehlikeye karşı herkesin sorumluluğu var.
Başta yetkililerin…
Çünkü yetki, yalnızca makam koltuğunda oturmak değildir.
Yetki, gerektiğinde taşın altına elini koyabilmektir.
İlçenin kanaat önderlerinin, büyüklerinin de sorumluluğu var.
Çünkü toplumun büyüğü olmak, sadece düğünde, cenazede, taziyede, toplantıda görünmek değildir.
Bazen gençlerin geleceği için ayağa kalkmaktır.
Siyasi partilerin de sorumluluğu var.
Çünkü siyaset yalnızca seçim zamanı hatırlanacak bir şey değildir.
Gençlerin hayatını tehdit eden bir mesele karşısında siyasi hesapları bir kenara bırakıp aynı cümlede buluşabilmektir:
“Bu ilçenin gençlerini zehirlettirmeyeceğiz.”
Sivil toplum kuruluşlarının da sorumluluğu var.
Çünkü sivil toplum, toplumun sesi olmak için vardır.
Toplumun en büyük sorunlarından birisi karşısında sessiz kalınacaksa, o zaman hangi meselede ses çıkaracağız?
Ve elbette hepimizin sorumluluğu var.
Özellikle de her konuda konuşan, her meselede tarafını belli eden, gerektiğinde en sert sözleri söylemekten çekinmeyen insanların…
Bugün konuşmaları gerekiyor.
Çünkü bazı meselelerde susmak tarafsızlık değildir.
Susmak, sorunun büyümesine izin vermektir.
Bugün bir paylaşımın altına yazılan bir cümle kadar kolay olmayabilir bu mücadele.
Bir siyasi tartışmada taraf olmak kadar da kolay değildir.
Çünkü burada alkış yok.
Burada makam yok.
Burada siyasi kazanç yok.
Burada sadece bir toplumun geleceği var.
Ve belki de bu yüzden herkes susuyor.
Ama unutulmamalıdır ki…
Bir toplum gençlerini kaybetmeye başladığında aslında geleceğini kaybetmeye başlamıştır.
Bugün “Bana dokunmuyor.” diyerek sustuğumuz şey, yarın kapımızı çalabilir.
Bugün başkasının çocuğu dediğimiz genç, yarın bizim çocuğumuz olabilir.
O yüzden artık kimsenin “Ben bilmiyordum.” deme hakkı yok.
Çünkü biliyoruz.
Görüyoruz.
Duyuyoruz.
Ve en acısı…
Göz göre göre gençler zehirleniyor.
Buna rağmen susuyorsak, yarın sadece onları değil, kendi sessizliğimizi de sorgulamak zorunda kalacağız.
Bu mesele bir kişinin meselesi değildir.
Bir kurumun meselesi değildir.
Bir siyasi partinin meselesi değildir.
Bir ailenin meselesi değildir.
Bu mesele hepimizin meselesidir.
Bugün herkes kendi durduğu yerden bir adım atmak zorunda.
Yetkili yetkisini kullanmalı.
Siyasetçi siyasetini bir kenara bırakmalı.
Kanaat önderi ağırlığını ortaya koymalı.
Sivil toplum kuruluşu sesini yükseltmeli.
Aileler çocuklarına sahip çıkmalı.
Ve toplum, artık “Bana ne?” demeyi bırakmalı.
Çünkü gençlerimizin geleceği sessizliğe bırakılacak kadar ucuz değildir.
Birilerinin çıkıp konuşmasını beklersek, belki de konuşacak genç bırakmayacağız.
Bugün susmanın değil, sorumluluk almanın zamanıdır.
Çünkü yarın çok geç olabilir.
Ve o gün hepimiz aynı soruyu sorabiliriz:
“Biz bunu görürken neden sustuk?”
Ben bugün o soruyu sormak istemiyorum.
Siz de yarın kendinize bu soruyu sormak istemiyorsanız…
Bugün konuşun.
Bugün ses çıkarın.
Bugün sorumluluk alın.
Çünkü mesele sadece bugünün gençleri değil.
Mesele, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımızdır.













