Bazen bir meselenin ne kadar karmaşık anlatıldığına değil, vatandaşın cebine nasıl yansıdığına bakmak gerekir.
Otoyol…
Köprü…
Geçiş ücreti…
Özelleştirme…
İşletme hakkı…
Garanti…
Bütün bu kelimeleri bir kenara bırakalım ve meseleyi vatandaşın anlayacağı kadar sade soralım:
Biz bu yollar için kaç kez para ödeyeceğiz?
Çünkü bu yollar yapılırken vatandaş vergi ödedi.
Devlet yatırım yaptı.
Vatandaş yıllarca vergi verdi, devlet bütçesine katkı sundu.
Sonra vatandaş o yolu kullanırken bir de geçiş ücreti ödemeye başladı.
Şimdi ise bazı otoyol ve köprülerin işletme hakkının özel sektöre devredilmesi gündemde.
Buraya kadar “özel sektör işletsin mi, işletmesin mi?” tartışması yapılabilir.
Ama asıl sorulması gereken soru başka:
Özel sektör kazanacaksa, risk kimin olacak?
Kâr özel, fatura kamuya mı?
İşte meselenin can alıcı noktası burası.
Bir şirket bir otoyolu veya köprüyü işletiyorsa elbette para kazanmak isteyecektir.
Bu normaldir.
Ama vatandaş şunu bilmek zorunda:
Şirket beklediği geliri elde edemezse ne olacak?
Beklenen araç sayısı gerçekleşmezse ne olacak?
Verilen bir garanti varsa bunun yükünü kim taşıyacak?
Cevap “kamu” ise, o zaman vatandaşın kafasında çok doğal bir soru oluşuyor:
Ben zaten geçerken para ödüyorum. Yetmezse benim vergim neden devreye giriyor?
İşte buna cevap verilmeden “vatandaş kazanacak” demek kolaydır.
Ama vatandaş artık kolay cümlelere değil, hesabın tamamına bakmak istiyor.
Bu ülkenin yolu da vatandaşın, parası da
Şunu unutmayalım:
Devletin parası diye ayrı bir para yok.
Devletin kasasındaki para, büyük ölçüde milletin ödediği vergilerden oluşuyor.
Yani kamu bütçesinden yapılacak her ödeme, dönüp dolaşıp vatandaşın cebine dokunuyor.
Bugün otoyoldan geçmeyen vatandaş bile vergileriyle bu sistemin finansmanına katkı sağlayabilir.
O halde ortada yalnızca bir “geçiş ücreti” meselesi yoktur.
Ortada bir kamu kaynağı meselesi vardır.
Ve kamu kaynağı söz konusu olduğunda vatandaşın soru sorma hakkı vardır.
Hatta sadece hakkı değil, görevi vardır.
Siyasi sorumluluk tam da burada başlıyor
İktidar şunu açıkça anlatmalıdır:
Bu yollar kaç yıllığına devredilecek?
Hangi şartlarla devredilecek?
Geçiş ücretlerini kim belirleyecek?
Vatandaşa ne kadar maliyet çıkacak?
Özel işletmeciye herhangi bir gelir veya geçiş garantisi verilecek mi?
Verilecekse bu garantinin sınırı ne?
Devletin kazancı ne olacak?
Vatandaşın toplam maliyeti ne olacak?
Ve en önemlisi:
İşletmeci kazanırken vatandaş kaybetmeyecek mi?
Bunların cevabı açıkça verilmelidir.
Muhalefetin de görevi yalnızca “özelleştirmeye karşıyız” demek değildir.
Sözleşmeleri istemeli.
Rakamları açıklatmalı.
Garantileri sorgulamalı.
Vatandaş adına hesap sormalıdır.
Çünkü siyaset yalnızca seçim meydanlarında birbirine laf yetiştirmek değildir.
Siyaset, milletin parasının nereye gittiğini takip etmektir.
Bizim itirazımız özel sektöre değil
Bunu da özellikle belirtelim.
Özel sektör yatırım yapmasın, işletmesin demiyoruz.
Şirketler kazansın, yatırım yapsın, istihdam oluştursun.
Ama kamu hizmeti söz konusu olduğunda bir denge olmak zorunda.
Şirketin kazancı özel olabilir ama şirketin riski neden milletin olsun?
Eğer bir ticari model kuruluyorsa, ticari riskin de makul ölçüde işletmeci tarafından taşınması gerekir.
Vatandaşın vergileri, özel şirketlerin zararlarını kapatmak için sınırsız bir güvenceye dönüşmemelidir.
Çünkü vatandaş zaten yeterince ödüyor.
Akaryakıtta ödüyor.
Alışverişte ödüyor.
Faturada ödüyor.
Gelir elde ettiğinde ödüyor.
Aracını kullandığında ödüyor.
Şimdi bir de kendi vergileriyle yapılmış yolları kullanırken ödüyor.
Yetmezse bir kez daha ödemek zorunda kalmamalı.
Son söz
Biz bu meseleyi sadece bir otoyol veya köprü meselesi olarak görmüyoruz.
Bu, kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağı meselesidir.
Bu, vatandaşın parasının nasıl korunacağı meselesidir.
Bu, kâr ile kamu yararı arasındaki sınırın nerede çizileceği meselesidir.
Ve bu nedenle vatandaşın tek bir sorusu bile yeterlidir:
“Ben bu yolu kaç kez ödeyeceğim?”
Geçerken bir kez…
Vergi verirken bir kez…
Eğer sistem gerçekten böyle işleyecekse, bunun adı ne olursa olsun vatandaşın bunu bilmeye hakkı var.
Çünkü milletin parası söz konusu olduğunda hiçbir sözleşme vatandaşın merakından, hiçbir şirketin çıkarı kamu yararından daha önemli değildir.
Güroymak Haber olarak bizim sorumuz basit:
Kârı özel sektöre, riski millete yükleyen bir sistem kurulacaksa, bunun hesabını kim verecek?
Ve daha önemlisi:













