Güroymak küçük bir yer.
Burada herkes birbirini tanır.
Kimin kim olduğunu, hangi aileden geldiğini, nerede oturduğunu, ne iş yaptığını, kimin kiminle akraba olduğunu çoğu zaman anlatmaya bile gerek yoktur. Birini tarif etmek için birkaç kelime yeterlidir.
Ama bazen insanın aklına başka bir soru geliyor:
Birbirimizi gerçekten tanıyor muyuz?
Yoksa sadece birbirimiz hakkında bilgi sahibi miyiz?
Çünkü bir insanın adını bilmek, onun derdini bilmek değildir.
Yüzünü tanımak, yüreğinden geçenleri bilmek değildir.
Her gün gördüğümüz bir insanın geceleri hangi düşüncelerle uyuduğunu, evine gittiğinde ne yaşadığını, kimseye anlatamadığı hangi sıkıntıyı içinde taşıdığını bilmiyoruz.
Belki de aynı caddelerde yürüyüp birbirimize bu kadar yakınken, aslında birbirimizden hiç olmadığı kadar uzağız.
Birbirimizi görüyoruz ama görmüyoruz.
Konuşuyoruz ama dinlemiyoruz.
Soruyoruz ama cevabını gerçekten merak etmiyoruz.
Birinin “Nasılsın?” sorusuna verdiği “İyiyim” cevabını çoğu zaman yeterli buluyoruz. Oysa belki de o insanın hayatında “iyiyim” diyemeyeceği kadar çok şey birikmiş durumda.
Fakat biz sormaya devam etmiyoruz.
Çünkü artık insanların cevabından çok, kendi söyleyeceklerimizle ilgileniyoruz.
Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı burada başlıyor.
İnsanın çevresinde onlarca insan varken, kendisini anlatabileceği bir insan bulamaması…
Güroymak’ta birbirimizi tanıyoruz.
Ama birbirimizi ne kadar dinliyoruz?
Gençlerin ne düşündüğünü gerçekten merak ediyor muyuz?
Çocuklarımızın geleceğe nasıl baktığını biliyor muyuz?
Bir annenin geçim derdini, bir babanın çaresizliğini, bir esnafın kepenk açarken yaşadığı endişeyi, bir işsizin her sabah içine düşen umutsuzluğu gerçekten duyuyor muyuz?
Yoksa bunların hepsini kendi hayatımızın dışında mı görüyoruz?
Bir insanın başına kötü bir şey geldiğinde üzülüyoruz.
Bir cenaze olduğunda kalabalıklaşıyoruz.
Bir hastalık olduğunda geçmiş olsun diyoruz.
Bir ev yandığında yardım ediyoruz.
Ama insan daha ölmeden, daha yıkılmadan, daha çaresiz kalmadan yanında olmayı ne kadar başarabiliyoruz?
Asıl mesele belki de burada.
Çünkü bazı insanlar öldüğünde herkes onun ne kadar iyi insan olduğunu anlatıyor.
Bazıları sustuğunda, neden sustuğunu kimse merak etmiyor.
Bazıları uzaklaştığında, neden uzaklaştığını kimse sormuyor.
Bazıları tamamen kaybolduğunda ise herkes onun yokluğunu fark ediyor.
Oysa insanları kaybettikten sonra fark etmenin hiçbir anlamı yok.
İnsan yaşarken duyulmak istiyor.
Bir çift güzel söz, zamanında sorulmuş samimi bir “Nasılsın?”, karşılıksız bir yardım, yargılamadan dinleyen bir insan…
Bazen bir insanın hayatında bunlardan biri bile çok büyük bir şeydir.
Biz ise çoğu zaman insanların hayatına uzaktan bakıyoruz.
Kimin ne yaptığını biliyoruz.
Kimin ne giydiğini biliyoruz.
Kimin nerede olduğunu biliyoruz.
Kimin hakkında ne söylendiğini biliyoruz.
Ama iş insanın gerçek derdine geldiğinde susuyoruz.
Belki de birbirimizi tanımakla, birbirimizi anlamayı birbirine karıştırıyoruz.
Bir insan hakkında çok şey bilmek, o insanı anlamak değildir.
Hatta bazen insan hakkında bildiğimiz şeyler, onu gerçekten anlamamızın önüne bile geçiyor.
Çünkü etiketliyoruz.
“Böyledir.”
“Şöyledir.”
“Onun karakteri bu.”
“Bundan bir şey olmaz.”
“Zaten hep böyleydi.”
Bir insanı birkaç cümleyle tanımlayıp hayatımızdan çıkarıyoruz.
Sonra da birbirimizi tanıdığımızı düşünüyoruz.
Oysa insan, hakkında söylenen birkaç cümleden çok daha büyük bir hikâyedir.
Güroymak’ın birbirine ihtiyacı var.
Ama bu ihtiyaç sadece ekonomik değil.
Sadece yol, su, bina, yatırım, iş ve hizmet de değil.
Birbirimizi yeniden insan olarak görmeye ihtiyacımız var.
Komşumuzu sadece komşumuz olduğu için değil, insan olduğu için önemsemeye…
Yanımızdan geçen gencin sadece genç olduğunu değil, geleceğini sırtında taşıdığını düşünmeye…
Yaşlılarımızın sadece yaşlı olmadığını, bu şehrin hafızasını taşıdığını anlamaya…
Bir esnafın sadece dükkân sahibi değil, ailesinin geçimini o dükkânın kapısından bekleyen bir insan olduğunu hatırlamaya…
Belki de önce birbirimizi dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü bazen bir şehrin en büyük eksikliği yol değildir.
Birbirine ulaşamayan insanlardır.
Ve bazen bir toplumun en büyük sessizliği, insanların konuşmaması değildir.
Konuştuğu halde duyulmamasıdır.
Güroymak’ta herkes birbirini tanıyor.
Ama artık birbirimizi gerçekten duymamız gerekiyor.
Çünkü insanın insana ihtiyacı var.
Ve belki de bugün birbirimize verebileceğimiz en değerli şey para, makam veya başka bir şey değil.
Biraz zaman, biraz anlayış ve gerçekten dinleyen bir kulak.
Çünkü insan bazen çözüm istemez.
Sadece duyulmak ister.
Ve bir şehrin birbirini gerçekten duyduğu gün, belki de o şehir sadece büyümüş olmaz.
Biraz daha insan olmuş olur.













