Bir insana “Nerelisin?” diye sorulduğunda verdiği cevap, yalnızca doğduğu yeri ifade etmez. Bazen bir insanın nereden geldiğini söylemesi, aynı zamanda hangi kültürün içinde yetiştiğini, hangi değerlerle yoğrulduğunu ve hayata karşı nasıl bir duruş taşıdığını da anlatır.
Bu anlamda “Güroymak insanı nasıl olmalı?” sorusu, yalnızca Güroymak’ta yaşayan insanın nasıl davranması gerektiğini sormak değildir. Asıl soru, Güroymak’ın insanında nasıl bir karakter, nasıl bir ahlak ve nasıl bir sorumluluk duygusu bulunmalıdır? sorusudur.
Güroymak insanı her şeyden önce kendi değerlerinin farkında olmalıdır. Çünkü insanın yaşadığı yere değer kazandırması, yalnızca o yerin geçmişiyle övünmesiyle mümkün değildir. Geçmişten gelen değerleri anlamak, onları yaşatmak ve gelecek kuşaklara taşıyabilmek gerekir.
Bir memleketi memleket yapan yalnızca dağları, ovaları, sokakları veya taş yapıları değildir. Asıl olan, o topraklarda yaşayan insanların birbirlerine karşı taşıdığı saygı, güven, merhamet ve sorumluluktur.
Bu nedenle Güroymak insanı, öncelikle insan olmanın değerini taşımalıdır.
Kendi insanına karşı samimi olmayan, komşusunun derdine duyarsız kalan, başkasının sevincini paylaşamayan bir toplumun yalnızca geçmişiyle övünmesinin çok fazla anlamı yoktur. Çünkü kültür, yalnızca anlatılan bir miras değil, günlük hayatta yaşatılan bir davranış biçimidir.
Güroymak insanı farklı düşüncelere, farklı hayatlara ve farklı insanlara karşı saygılı olabilmelidir. Herkesin aynı düşünmesi mümkün değildir. Her insanın hayata bakışı, yaşadığı tecrübeler ve dünyayı algılayışı farklı olabilir. Fakat farklılıkların insanları birbirinden uzaklaştırması yerine, birbirini anlamaya vesile olması gerekir.
Çünkü aynı topraklarda yaşamak yalnızca aynı yerde bulunmak değildir. Aynı toplumun parçası olduğunun sorumluluğunu taşıyabilmektir.
Güroymak insanı, kendi geçmişini bilmeli ama geçmişin içinde yaşamamalıdır. Büyüklerinden öğrendiği güzel değerleri geleceğe taşımalı, yanlış olanları ise sorgulayabilmelidir. Her gördüğünü doğru kabul etmek kadar, geçmişten gelen her şeyi reddetmek de doğru değildir. Önemli olan doğruyu ayırt edebilecek bir anlayışa sahip olabilmektir.
Bunun yanında Güroymak insanının eğitimle, bilgiyle ve kendisini geliştirmekle olan ilişkisi de güçlü olmalıdır. Çünkü zaman değişiyor. Dünya değişiyor. İnsanların ihtiyaçları, beklentileri ve hayat biçimleri değişiyor.
Bu değişimin karşısında yalnızca seyreden değil, kendini geliştiren, çocuklarını geleceğe hazırlayan ve bulunduğu yerin gelişmesine katkı sağlayan bir insan anlayışına ihtiyaç vardır.
Fakat bütün bunların üzerinde bir kavram vardır: samimiyet.
İnsan ne kadar eğitimli olursa olsun, ne kadar başarılı olursa olsun, ne kadar güzel konuşursa konuşsun; davranışlarıyla söyledikleri arasında samimi bir bağ kuramıyorsa bütün bunların değeri eksilir.
Güroymak insanı, söylediği ile yaptığı arasında mesafe bırakmamalıdır.
İyilikten söz ediyorsa iyiliği yaşatmalı, adaletten söz ediyorsa adil olmalı, inancından söz ediyorsa inancının gerektirdiği ahlaki sorumluluğu hayatında göstermelidir. Çünkü insanı anlatan en güçlü şey söyledikleri değil, kimsenin görmediği zamanlarda nasıl davrandığıdır.
Bir başka önemli mesele de memleket sevgisidir.
Memleketini sevmek yalnızca onun adını gururla söylemek değildir. Memleketini seven insan, onun insanını da düşünür. Çocuğunun geleceğini, yaşlısının huzurunu, gencinin umudunu, esnafının emeğini, çalışanının hakkını ve toplumun ortak değerlerini önemser.
Güroymak’a gerçekten değer vermek istiyorsak, önce birbirimize değer vermeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü bir şehrin gelişmesi yalnızca yollarının, binalarının veya ekonomik imkanlarının artmasıyla ölçülmez. Asıl gelişmişlik, insanının birbirine karşı davranışında ortaya çıkar.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
Nasıl bir Güroymak bırakmak istiyoruz?
Sadece çocuklarımızın yaşayacağı bir Güroymak mı?
Yoksa çocuklarımızın kendilerini güvende, değerli ve ait hissedeceği; insanların birbirine güvenebildiği, emeğin kıymet gördüğü, farklılıkların düşmanlık sebebi olmadığı, inancın ve kültürün güzel ahlakla bütünleştiği bir Güroymak mı?
Bence bunun cevabı, önce kendimizde başlamalıdır.
Çünkü bir memleketi değiştirmek isteyen insanın önce kendisine bakması gerekir. Ben bu toplumun neresindeyim? Bu topluma ne katıyorum? Benden sonra gelecek insanlara nasıl bir miras bırakıyorum?
İşte Güroymak insanı için asıl mesele burada başlıyor.
Güroymak insanı kusursuz olmak zorunda değildir. Fakat kendini geliştirmeye, yanlışını kabul etmeye, doğrusunu aramaya, insanına sahip çıkmaya ve değerlerini samimiyetle yaşamaya istekli olmalıdır.
Çünkü memleketler yalnızca üzerinde yaşadığımız topraklar değildir.
Memleket, bizim karakterimizin de bir parçasıdır.
Ve insan, yaşadığı yere nasıl bir değer kattığını düşündüğü gün, aslında kendisinin nasıl bir insan olduğunu da sorgulamaya başlamış olur.













